Boşanma Davası Açılabilmesi Ön Koşulları

Boşanma Davası Açılabilmesi Ön Koşulları

 Geçerli Bir Evlilik Bulunmalıdır.

Evlilik, cinsiyetleri “AYRI” iki kişinin ömür boyu beraber yaşamasını hedefleyen güç ve çetin bir kurumdur. Evlilik aslında bir beraberlik düşüdür. Evlilik paylaşmaktır. Başka bir anlatımla evlilik bir yaşam ortaklığıdır. Türk Medeni Kanunu Aynı Cins Bireylerin Evliliğini onaylamaz. Bireylerden her hangi biri yasa dışı yollar ile cinsiyet değiştirdiğinde evlilik cinsiyetin değiştiği tarihten itibaren geçerliliğini yitirir.

Türkiye’ de cinsiyet değişimi yasa dışı değildir fakat cinsiyet değiştirmenin belli prosedürleri mevcuttur. Bu süreç işletilerek cinsiyet değişikliği yasal olacaktır. Bunun dışındaki her türlü cinsiyet değişimleri yasa dışı kabul edilmiştir. Yurt dışında yapılan operasyonların Türkiye’de kabul ettirilmesi mümkündür fakat bu süreç de belli prosedürlerin işletilmesi sonucunda olacaktır.

Bilindiği üzere evlilik birliği doğal olarak ölümle, patolojik olarak ise boşanma ile sona erer. O halde boşanma kararı verilebilmesi için ortada geçerli bir evlilik bulunmalıdır.

Yargıtay’da tekrar ele alınan bir dava ( Yerel Mahkemelerde görülen dava Temyiz nedeni ile bir üst mahkeme olan Yargıtay’da tekrar görülür.) cinsiyet değişikliği nedeni ile açılan bir davanın kararı aşağıdaki şekildedir.

Eşlerden birinin yasa dışı olarak cinsiyetini değiştirmesi durumunda evlilik, değişikliğin gerçekleştiği tarihte kendiliğinden sona ermiş sayılmalıdır. Bu sebeple cinsiyet değişikliği de evliliği sonlandıran sebeplerden sayılmalıdır.

Yurt içinde yapılan Evlilik;

Taraflar arasında geçerli bir evlilik yoksa boşanma davası söz konusu olamaz. Daha önce boşanma davasının açılmış olması bile yoklukla malul evliliği geçerli hale getirmez. Bu şu anlama gelir; Daha önce boşanma davası açılmış olması ve yerel mahkemenin bu davayı kabul etmesi dava konusu olabilecek bir evlilik ortada olmadığı gerçeğini değiştirmez. Yerel Mahkemede açılan dava ya düşer yada takipsizlik kararı çıkar. Bu nedenle dava açılmış olması evlilik kurumu varlığını ispatlamaz ve ortada bir evlilik olduğundan söz edilemez. Hatta bu yerel mahkemede bir karar çıkabilir ve bu temyiz edilebilir. Yargıtay da aşağıdaki gibi yoklukla malul olan evlilik ile ilgili boşanma davasını red eder ve bu dava görülemez. Cinsiyeti değişmeyen birey her istediği an bulunduğu yerel mahkemeye giderek evliliğin iptalinin “İLAN” edilmesini isteyebilir.

“…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle daha önce boşanma davası açılmış olması, yoklukla malul evliliği geçerli hale getiremeyeceğine göre yerinde bulunmayan temyiz isteğinin reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına,”

Yargıtay Kararıdır.

Başka bir anlatımla boşanma davasında karar verilebilmesi için tarafların, hukukun tanıdığı biçimde evli olduklarının tespiti gerekir.

Evliliğin tespiti davasında aile mahkemesi görevlidir.

“…Dava evliliğin tespitine ilişkindir. 4787 sayılı Yasanın 5133 sayılı Yasa ile değişik 4/1. maddesi gereğince 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun üçüncü kısmı hariç ikinci kitabından kaynaklanan davalara Aile Mahkemelerince bakılacağını hükme bağlamıştır. Görev kamu düzenine ilişkindir. Mahkemece yargılamanın her aşamasında kendiliğinden dikkate alınması da zorunludur. Gerçekleşen bu durum karşısında dava dilekçesinin görev yönünden reddi gerekirken işin esas metni incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

Yetkili evlendirme memuru önünde uygun irade açıklanmasında bulunulmamışsa taraflar ne kadar uzun süre birlikte yaşamış olurlarsa olsunlar geçerli bir evlilikten söz edilemez. Geçerli bir evliliğin olmaması nedeni ile boşanma davası da açılamaz. Miras ve haklar konusunda evlilik sebebi ile bir hak iddia edilemez fakat kanun maddeleri ile belirlenmiş farklı suçlar burada mevcuttur. Bu konuda yasal süreç başlatılabilir fakat “boşanma davası” söz konusu olamaz.

Yargıtay’da görülen Evliliğin iptali davası (Evliliğin Butlanı) ile ilgili bir karar aşağıdadır. Yerel Mahkeme Evliliği iptal davasını kabul etmemiştir. Yargıtay bu konuda aynı görüşte değildir ve davanın kabul edilmesini çünkü ortada davada sunulan delillere göre evliliğin iptal edilmesi ile ilgili ilanın da yayınlanması gerekirken dava kabul edilmemiştir.

“..Evlenme akit inin geçerli olarak meydana gelmesi için evlenecek kişilerin yetkili evlendirme memuru önünde, bu amaca (evlenmeye) uygun irade açıklanmasında bulunmaları zorunludur. (TKM. md. 109, TMK. md. 142) (14.6.1965 tarihli 3/3 sayılı Yargıtay İçt. Bir. Kararı) Yapılan soruşturma ve toplanan delillerden, davacı H…n’ın evlenme sırasında evlendirme memuru huzurunda bulunmadığı ve evlenmeye uygun bir irade açıklamasının olmadığı, evlenme defterini onun yerine başka bir şahsın imzaladığı anlaşılmaktadır. Bu durumda akit geçerli biçimde oluşmamıştır. Evlenme yoklukla maluldür. Ortada geçerli biçimde doğmuş bir evlenme akti bulunmadığına göre, tarafların fiilen bir arada yaşamış olmaları ve çocuklarının bulunması sonuca etkili olmadığı gibi olayda objektif iyi niyete ilişkin Türk Medeni Kanununun 2.nci maddesindeki kuralı uygulamak da mümkün bulunmamaktadır. O halde davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi doğru görülmemiştir.”

Evliliğin geçerli olmadığı konusunda son derece somut davalardan biri de S.S.K. tarafından açılan bir davadır. İş kazasında ölen Y…f isimli bir işçinin evliliğinin geçerli olmadığı konusundaki ispatlayabileceği sebeplerden dolayı Devletin resmi bir kurumu tarafından açılmıştır. Yerel Mahkeme evliliğin geçerli olmadığı yönünde görüş bildirmiş ve Dini nikahla evli olan Y…f in eşi Olan F…a nın temyiz istemi sebebi ile dava Yargıtay’da tekrar görülmüştür. Yerel Mahkemenin Vermiş olduğu karar ile Yargıtay kararı sonuç olarak farklı değil ama sonuca gitme yöntemi olarak farklıdır.

“…Dava, 27.4.1999 tarihinde ölen S.S.K.’na tabi sigortalı Y…f ile davalı F…a arasında, ölümden 20 gün önce 7.4.1999 tarihinde yapılan evlenme akit inin, evlenenlerden Y…f’un irade beyanı noksanlığı sebebiyle iptali isteğine ilişkindir. S.S.K. tarafından 31.7.2000 tarihinde, aktin taraflarından F…a’ya husumet yöneltilerek açılmıştır. Mahkemece; Türk Medeni Kanununun 147. maddesi gereğince evlenmenin mutlak butlanla batıl olduğunun tespitine karar verilmiştir. Kararı davalı F…a temyiz etmiştir. Dava incelendi, gereği düşünüldü: Evlenmenin butlanı davası, Türk Medeni Kanununun 146/2. maddesi gereğince ilgisi olan herkes tarafından da açılabilir. Davacı “S.S.K. evli eşe yasal olarak iş kazası ve Ölüm aylığı bağlamakla yükümlü olacağından, menfaati zedelenen kişi olarak dava açma hakkına sahiptir. Bu bakımdan davalının, “S.S.K.’nun dava hakkı bulunmadığı “ yönündeki temyiz itirazı yersizdir. Öte yandan; Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki 4722 sayılı Kanunun 9/3. maddesine göre, eski Hukuka göre geçerli olmayan evlenmenin iptali, Türk Medeni Kanunu hükümlerine tabidir.4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 142. maddesi gereğince, evlenmenin geçerli biçimde kurulabilmesi için, evlendirme memuru önünde tarafların karşılıklı olarak bu yöndeki iradelerini açıklamaları şarttır. (14.6.1965 tarihli 3/3 sayılı İçt. Bir. Kararı.) Tarafından birinin iradesinin yokluğu halinde evlenme akti kurulmaz ve böyle bir durumda evlenme “yoktur”. Toplanan delillerden ölü Y…f un evlenme sırasında evlendirme memuru huzurunda bulunmadığı anlaşılmakta olup onun yerine başka bir şahsın imza attığı Adli Tıp raporu ile de sabittir. Bu durumda evlenmenin mutlak butlanla batıl olduğunun tespiti yerine yoklukla malul olduğunun tespitine karar verilmesi gerekir. Ancak bu yön davacı tarafından temyiz edilmemiş olduğundan bozma sebebi sayılmamış, yanlışlığı işaret edilmekle yetinilmiştir.”

“…Türk Medeni Kanununun 141. maddesi uyarınca evlenme töreninin evlendirme memurunun ve ayırt etme gücüne sahip ergin iki tanığın önünde açık olarak yapılması yine eşlerin yetkili evlendirme memuru önünde evlenme iradelerini açıklamaları gerekir. Taraflar arasında bu şekilde bir evlenme akdi bulunmadığından evlenme yok hükmündedir. Evliliğin yokluğunun tespitine karar verilmesi gerekirken boşanmaya karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.”

Evlenme iradelerinin sözlü olarak açıklanmasından sonra defterin imza edilmemiş olması ise gerçekleşen evliliği hükümsüz hale getirmez.

Aşağıda ise bir başka Yargıtay’a giden yerel mahkeme tarafından verilen kararın değiştirildiği bir dava örneğini görmekteyiz. Koca ölmüştür ve Kocanın mirası üzerinde eş hak sahibidir. Erkeğin diğer akrabaları Evlenme Defterini imzalanmaması nedeni ile evliliğin geçersiz olduğunu ve bu nedenle miras hakkı bulunmadığı düşüncesi ile evliliğin geçersiz sayılması davası olan Butlan Davası Açmışlardır.

“..Yapılan soruşturma, toplanan deliller ve dinlenen tanık beyanlarından, ölen A….i ile davalı T….e’nin evlendirme memuru ününde bizzat hazır bulundukları ve bu amaca uygun iradelerini tanıkların önünde sözlü olarak açıkladıkları anlaşılmaktadır. Akit, amaca uygun iradelerin evlendirme memuru huzurunda sözlü olarak açıklanmasıyla oluşmuştur. (TKM.md.109, TMK. md.142) Bu iradelerin sözlü olarak açıklanmasından sonra defterin imza edilmemiş olması, gerçekleşen evliliği hükümsüz hale getirmez. Evlenen A….i’nin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olduğuna ilişkin bir delil de getirilmemiştir. O halde isteğin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.”

Yasanın yetkili kıldığı kişi önünde yapılmayan evlenme işlemi hiç yapılmamış (keenlemyekûn) (transactions regarded nonexistent) sayılır.

Yurt Dışında Yapılan Evlilik

Evliliğin şekline yapıldığı ülke hukuku uygulanır. Evlenme işleminin nüfus siciline kaydedilmemiş olması evliliği geçersiz kılmaz.

Aşağıda Yargıtay’da görülen bir dava Yurt dışında yapılan bir evlilik ve daha sora yine yurt dışında yapılan bir boşanma davasının tanınmasına yöneliktir. Sorun Yurt dışında yapılan evlilik de Erkeğin yabancı eşinin soyadını taşımasından kaynaklanır. Daha sonra Türkiye’de de yeniden evlenen erkeğin; bulunduğu ülkeye yeni eşini götürmek istemesi ve bu nedenle boşanmasının tanınmasını bu yurt dışında yaptığı boşanmadan bir hukuki fayda sağlaması sebebi ile ve Yerel mahkemede görülmeyen bu davanın Yargıtay’da temyiz de tekrar ele alınması ile farklı bir sonuç doğmuştur.

“…Tarafların Almanya’da Alman Hukukuna uygun olarak resmi memur önünde evlendikleri, bu evliliğin Alman Nüfusunda kayıtlı olduğu ancak; davacı A…t’in Alman vatandaşı karısının soy adını alması nedeniyle Türkiye’deki A…t’in nüfusuna kaydının yapılmadığı hususlarında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davacı A…t; Alman eşinden Alman Mahkemesinin kararıyla boşandığını belirterek bu kararın tanınmasını istemiş, yerel mahkeme; “Tarafların evliliğinin Türk yasaları çerçevesinde geçerli olmadığından nüfusa kaydedilmediğini, bu nedenle de tanıma isteğinde bulunulmayacağı” gerekçesiyle isteği reddetmiş karar davacı tarafından temyiz olunmuştur. Davacının, daha sonra evlendiği Türk Vatandaşı karısını Almanya’ya götürmek istediği ancak Almanya’da verilen boşanma kararı tanınmadığından bunun mümkün olamaması nedeniyle temyize konu davayı açtığı anlaşıldığından; davanın görülmesinde hukuki yararının bulunduğu hususu sabittir. Evlenme tarafların evlendirme memuru huzurunda evlenme iradelerini açıklamalarıyla oluşur. (TMK. m. 142) Evlenme iradesinin olumlu şekilde evlendirme memuru önünde açıklanmasıyla oluşan evlenme akit inin; nüfus siciline kaydedilmemiş olması, akti geçersiz kılmaz. (YİBK, 14.6.1965 t, 3/3) Evlenme ehliyet ve şartları, taraflardan her birinin evlenme anındaki milli hukukuna tabidir. Evliliğin şekline yapıldığı ülke hukuku uygulanır. (5718 s. MÖHUK. m. 13) Yurt dışında yabancı yetkili makamlar önünde Türk Vatandaşlarının yaptığı evlenmeler, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine uygun olmak ve butlanla batıl olmayı gerektiren bir sebep bulunmamak kaydıyla geçerlidir. Evlenmekle Türk vatandaşlığını kazanan kadın, kocasının hanesine tescil edilir.(5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu m. 24, 25) Davacının Almanya ’da Alman Vatandaşıyla yaptığı evlilik akdi şekil yönünden 5718 sayılı Milletler arası özel Hukuk Usulleri Kanununun madde 13/2’ye uygun olup “evlenme akdi” gerçekleşmiştir. Davacının Alman eşinin soyadını alması nedeniyle bu şekilde kaydının Türk nüfusuna yapılmaması (TMK: m. 187) bu evliliği geçersiz kılmaz ve yok sayılmasını gerektirmez. O halde isteğin 5718 sayılı Milletler arası Özel hukuk Usulleri Kanununun maddi 53, 54, 58. hükümleri çerçevesinde incelenip bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde reddine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

Bu alttaki örnek de ise İsrail’de geçerli olan vekil ile evlenmenin Türk Yasalarınca geçerli sayılmamasını kanıtlayan bir örnektir. Bu nedenle Boşanma Davasından bahsedilmesi olanaksızdır.

..”Evlendirme memuru, evleneceklerden her birine birbiriyle evlenmek isteyip istemediklerini sorar. Evlenme, tarafların olumlu sözlü cevaplarını verdikleri anda oluşur.(TMK.m.l42) İsrail’de yapılan evlenmede davalı-davacı koca bizzat hazır bulunmamış, vekaletname ile temsil edilmiş ve evlilik yapılmıştır. Vekaletname ile yapılan evlenme Türk Hukuku açısından yoklukla malul evlenme dir. Bu yön nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.”

1-“…Boşanmaya ve çocukların bu sebeple velayetleri hakkında karar verilebilmesi için tarafların, hukukun tanıdığı biçimde evli olduklarının tespiti gerekir. “Evlenme ehliyetine ve şartlarına taraflardan her birinin evlenme anındaki milli hukuku uygulanır. Evlenmenin şekli, yapıldığı yer hukukuna tabidir” (2675 sayılı kanun 12). Hakim, bu yönü görevi gereği kendiliğinden re’sen araştırmak zorundadır. Kaldı ki, bu yön taraflar arasında ihtilaflıdır. (11.11.1991 tarihli cevap dilekçesi). Davalının 30.1.1992 tarihli dilekçedeki şarta bağlı beyanı, bu yönün araştırılmasına engel olmadığı gibi, tarafların serbestçe tasarrufta bulunamayacakları davalarda ikrarları hakimi bağlamaz (MK.150, HUMK.95). O halde tarafların hukuka uygun evliliğinin olup olmadığı öncelikle araştırılmalıdır. Yukarıda aynen alman Yargıtay 2.Hukuk Dairesi Kararında sözü edilen “Yabancı Resmi Belgelerin Tasdik Mecburiyetinin Kaldırılması” ve “Bazı İşlem ve Belgelerin Tasdikten Muaf Tutulması” hakkındaki sözleşmelerle, belirli istisna kapsamında kalmadıkça yabancı ülkede düzenlenen belgeler, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 296. maddesinde tarif edildiği biçimde tasdiki taşımadıkça delil olarak kabul edilemez. Getirtilen davalıya ait aile nüfus kaydında taraflar evli gözükmemektedirler. Tarafların evliliklerini gösteren 13 Aralık 1991 tarihli belge, İzlanda Makamlarınca düzenlenmiştir. Yukarıda sözü edilen sözleşmelere İzlanda’nın usulüne uygun katıldığı belli olmadığı gibi, bu belge, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu uyarınca “Mahallinde mer’i Kanunlara mutabık (uygun) olduğu mahalli Türk şehdenberi veya Türk siyesi memurları tarafından tasdik” unsurunu da taşımamaktadır. İzlanda’nın açıklanan sözleşmelere usulüne uygun katılıp katılmadığı Dış işleri Bakanlığından sorulup, katılmadıkları anlaşılırsa taraflardan tasdik şerhini taşıyan belge getirmeleri istenecek yerde, mevcut belge yeterli görülerek bozmaya karşı direnilmesi doğru değildir.

2- “Boşanma ve ayrılık sebepleri ve hükümleri eşlerin müşterek milli hukukuna tabidir. Eşler aynı vatandaşlıkta iseler müşterek ikametgah hukuku, bulunmadığı takdirde müşterek mutad meskenleri hukuku, bunun da bulunmaması halinde Türk Hukuku uygulanır” (2675 s. Kanun 13). “Hakim, Türk Kanunlar ihtilafı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re’sen uygular” (2675 s. Kanun 2). Bu sebeple yabancı unsurlu boşanma davasında uygulanacak hukukun tespitinde, Hakim tarafların beyanı ile bağlı olmadığı gibi, uygulanacak hukuk kurallarının tespiti bakımından tarafların yardımını isteyebilir. Görüldüğü üzere, bu davada uygulanacak hukukun tespiti bakımından tarafların tabiiyetlerinin belirlenmesinde de zaruret vardır. “Bir kimsenin Türk vatandaşı olup olmadığı hakkında Türk makamlarınca tereddüde düşüldüğü takdirde bu husus İçişleri Bakanlığı’ndan sorulur” (403 S. Türk Vatandaşlığı Kanunu 39). Davacı, davalının İzlanda tabiiyetine geçtiğini ileri sürmekte müşterek milli hukukun İzlanda hukuku olduğunu savunmaktadır. Davalının İzlanda Vatandaşlığına geçtiği yönünde yukarıda sözü edilen 13.12.1991 tarihli onaysız belgeden başka bir kayıt yoktur. Bu belgede yazılı olanların gerçek olduğu kabul edildiği takdirde, davalının İzlanda Vatandaşlığını almak için Türk Makamlarından izin alıp almadığı veya Türk Vatandaşlığından çıkıp çıkmadığının tespiti ve hatta Türk Vatandaşlığı Kanunun 25. maddesi uyarınca Türk Vatandaşlığını kaybedip etmediğinin belirlenmesi önem kazanmaktadır. İşte bu sebeplerle 403 sayılı kanununun 39. maddesi uyarınca davalının vatandaşlığını araştırmak zorunluluğu doğmaktadır. Öte yandan davacının Vatandaşlığını araştırmak ve belgelemek gerekir. Çünkü Türk Vatandaşlık Kanununun 5. maddesi uyarınca “Bir Türk ile evlenen yabancı kadın Türk Vatandaşlığına geçmek istediği veyahut evlenmekle eski vatandaşlığını kaybettiği takdirde Türk Vatandaşlığını kendiliğinden kazanır”.

Yabancı ülkede taraflar boşanmış olsa bile yabancı ilamlar tanınmadıkça veya “tenfiz” edilmedikleri sürece hukuki sonuç doğurmayacağından taraflar evli sayıldığından açılan boşanma davasının esasının incelenmesi gerekir.

“…Yabancı ilamlar tanınmadıkça veya tenfiz edilmedikleri sürece hukuki sonuç doğurmaz. ( 2675 SK. md. 34 ) Dosyaya tercümesi ibraz edilen yabancı mahkemece verilen ilamın tanınması veya tenfiz edildiği hakkında bir delil getirilmemiş olup taraflar kayden evlidir. O halde taraf delillerinin toplanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde davanın konusuz kaldığından bahisle hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.”

“…Yabancı mahkemece verilen boşanma kararının tanınmasına ilişkin hüküm kesinleşmedikçe, davalı tarafından açılan karşı boşanma davası konusuz kalmaz. Bu bakımdan kadının açtığı karşı boşanma davasının esası hakkında toplanan deliller çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

“…Dosyaya alman nüfus kaydına göre; tarafların ( ikisinin de) 3.10.2001 tarihinden bu yana aynı zamanda Belçika vatandaşı oldukları anlaşılmaktadır. Davacı (kadın ) işbu boşanma davasını 23.09.2003 tarihinde açmıştır. Türkiye’de açılan boşanma davası devam ederken, davalı kocanın Belçika Mahkemelerine başvurarak orada, boşanma kararı almış olması, işbu davanın Türk Mahkemelerinde görülmesine engel değildir. Yabancı Mahkemece verilmiş bulunan boşanma kararının Türk Mahkemelerinden verilen boşanma kararının sonuçlarını hasıl edebilmesi ( MÖHUK md. 41/1 ) yabancı ilamın tenfiz koşullarını taşıdığının hükmen tespitine, (tanıma kararı verilmesine) bağlıdır. ( MÖHUK md. 42/1 ) Böyle bir tespit kararı verilmedikçe yabancı mahkeme kararı Türkiye’de Türk Mahkemelerinden verilen bir boşanma kararının sonuçlarını doğurmaz. Davaya devamla tarafların delilleri toplanarak hasıl olacak sonuç uyarınca karar vermek gerekirken, açıklanan yönler gözetilmeden hüküm tesisi bozmayı gerektirmiştir.”

Yurt dışında yapılan evlenmenin tespit ve tescili görevi ise Nüfus İdaresine aittir.

“…Yabancı ülkede evlenmenin tespit ve tescili görevi Nüfus İdaresine aittir. Bu yön gözetilmeden davanın reddi yerine kabulü ve yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.”

Boşanma Sebepleri Gerçekleşmelidir

Bu sistem sınırlı sayı ilkesine dayanmaktadır. Hakimler Açılan Boşanma davasında Boşanmaya ancak kanunda yazılı bir sebeple karar verebilir. Kanunda yer almayan bir sebebin niteliği ve kapsamı ne olursa olsun hakimin bu sebebi temel alarak boşanma kararı verebilmesi olanaklı değildir.

Boşanma Nedir: “yasada belirlenen bir sebebe dayanılarak evlilik birliğinin hakim kararı ile sonlandırılması dır” biçimde de tanımlayabiliriz. Turgut AKINTÜRK, boşanma tanımında “eşlerden birinin açacağı dava” kavramına yer vermektedir. 3444 sayılı yasa ile yapılan değişiklikten sonra (TKM.m. 134 f. III) boşanmak üzere eşlerin birlikte başvurması olanaklı hale gelmiştir. Aynı olanak 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun da yer almıştır. Türk Medeni Kanununun m. 166 f. III hükmüne göre evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Aksi durumda evlilik birliğinin temelinden sarsıldığından söz edilemez.

Hakim Kararı Bulunmalıdır

Boşanma; ölüm, gaiplik, cinsiyet değişikliği ve hükümsüzlük gibi evliliği sonlandıran sebeplerden biridir. Boşanma, evlilik birliğinin hakim kararı ile sona erdirilmesidir. Hakim ancak kanunda yazılı bir sebeple boşanmaya karar verebilir.

Bilindiği üzere aile mahkemesi ( yoksa Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenen asliye hukuk mahkemesi) hakimi tarafından verilen boşanma kararları kadın ve erkeğin kayıtlı bulunduğu nüfus yönetimi ile merkez arşivindeki onaylı örneklerinin gün ve sayı sırasına göre bir araya getirilip her yılın sonunda ciltlenmesi ile oluşan kütüğe “boşanma kütüğü” denilir (Nüf.Yön.m.64).

Boşanma kararını veren mahkemenin yazı işleri müdürü kararın kesinleştiği tarihten itibaren otuz gün içinde üç nüsha karar örneğini bulunduğu yer nüfus memurluğuna vermekle görevlidir ve bunu yapmak zorundadır. (Nüf.K.m.31, c.l). O yer nüfus memuru da boşanma kararının örneğini “kocanın kayıtlı olduğu yer” nüfus memurluğuna göndermekle görevlidir ve bunu yapmak zorundadır.

Boşanma Sebepleri içinde olan cinsiyet değişikliği ile ilgili Bilinmesi gerekenler: Ancak hemen belirtmek gerekir ki Türk Medeni Kanununun m. 40 hükmüne göre cinsiyetini değiştirmek İsteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini İsteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, İstem sahibinin on sekiz yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu ve üreme yeteneğinden sürekli biçimde yoksun bulunduğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmi sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır. Verilen İzne bağlı olarak amaç ve tıbbi yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmi sağlık kurulu raporuyla doğrulanması halinde, mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir. Görüldüğü üzere artık 4721 sayılı Türk Medeni Kanununa göre cinsiyetini değiştirmek isteyen kimsenin evli olmaması şarttır. Veysel BAŞPINAR, Türk Medeni Kanununun m. 40 hükmünün Türk Medeni Kanunu yerine Nüfus Kanununda yer alması düşüncesindedir. Veysel BAŞPINAR, “Yeni Türk Medeni Kanunu Hakkında Bazı Düşünceler”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Haziran-Aralık 1999, Cilt.III, Sa­yı: 1-2, s. 50, Dipnot: 11.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s